Écouter!
“Sağol” ile “sağolasın” arasında gerçekten çok fark var mı? Kendi dilimizi yorumlarken acaba yabancı dillerin etkisinde kalıyor muyuz?
Telefonun öbür ucunda bulunan ve herhalde son 30 senesini İngiltere’de geçirmiş muhataba “sağolasın” dediğimde aldığım mütereddit tepki bunları düşündürdü bana. “Sen de sağol” diye lafı bitirirken muhatabım sanki “ona ’sağolasın’ denmez ’sağol’ denir” diye bir nevi tashih yapıyordu.
On beş sene öncesine döndüm.
İngiltere’deki ilk günümdü.
Aslında İngiliz kültürüne hiç yabancı sayılmazdım. Günde on saatten fazla İngilizce radyo dinleye dinleye dünyaya büyük ölçüde Londra’dan bakmaya başladıktan epey seneler sonra varıyordum İngiltere’ye…
Lafı uzatmayayım, öyle kültür şoku filan geçirecek durumda değildim. Ya da ben öyle sanıyordum.
Her şey çok güzel gitti. Dil ya da kültür açısından hiçbir sorunla karşılaşacağa benzemiyordum. İşyerinin misafirhanesine varır varmaz ilk “hoş geldin” telefonunu aldım.
Arayan bir Türk arkadaş. Senelerdir orada yaşıyor. Çok güzel Türkçe konuşuyor. Zaten yayıncı. Bana iş yerine nasıl ulaşacağımı tarif edecek.
“Dinle!” diye başladı söze ve ben o noktada muhabbetten koptum.
Neyi dinleyecektim ve niye dinleyecektim?
Bana kim ne adına emir veriyordu ki?
“Dinle!” ha? Dinlemedim tabii ki. Zaten yolumu biliyordum.
Çoook sonraları bu “Dinle!”nin aslında pek de o kadar emredici bir ifade olmadığı anladım. Meğer “Bak sana ne diyeceğim” gibi gayettene yumuşak bir sözmüş! Aslında “Listen!” diyormuş.
Şimdi televizyonlarda her “Dinle!”yi duyduğumda aklıma bu hatıra geliyor.
Biz Türkler hâlâ birbirimize “Dinle!” demeden hitap ediyoruz. Dublaj yapan arkadaşlar da ısrarla bize bir şeyler “Dinle!”tmeye çalışıyorlar. Bir çay bardağı sirke içmişçesine midemdeki asitliği artırıyor bu.
Kıssadan hisse: Yazdığın her Türkçe metni aradan bir süre geçtikten sonra yeniden oku. Kendine doğal gelmeyen hiçbir ifadeye acıma.
Bu yazının geri izlemesini yapmak için URI: http://esekarisi.wordpress.com/2007/12/17/ecouter/trackback/