Rejim

Teknik doğruluk ile insanın içine sinen anlam örtüşmesi her zaman aynı yerde bulunmuyor. Bazen pek de uzak düşebiliyor.

Diyet.

Rejim anlamına olanı.

İngilizce’deki diet’ı karşılayanı.

Aslında yeme-içme düzeni bakımından gayet oturaklı. Ama işin içine “düzen” girince belki “rejim” ile karşılamak daha güzel olurmuş. Gerçi o da yabancı kelime…

Diyet kendi başına “yeme-içmeyi azaltma” tarafını yeterince iyi anlatmıyor gibi.

“Perhiz” pek bir güzelmiş ama nedense 21. Yüzyıl Türkiyesi’ne ulaşamamış. Sadece eskilerin dilinde yaşıyor.

“You on a Diet” kitap başlığını “Siz ve Perhiz” diye çevirmek ne tatlı olurdu. Ama kalmadı perhiz. O şimdi lahana turşusu.

Yayınlandı: on Haziran 17, 2008 at 3:13 pm Yorumlar (0)

Sürç

Dil sürçmelerini de kapsama alanına alabilir miyiz acaba?

İlk bakışta çok alakalı değil gibi görünüyor sürçmeler ama aslında beyin ile dil arasındaki bağlantının muazzam bir yansıması olarak görülebilirler pekala.

Her şey bir kenara, çok lezizdir dil sürçmeleri.

Bu, galiba BBC’den idi:

Lieutenant General birisinden bahsedecek spiker. Sabahın Türkiye’de 6’sı. Londra’da 4 olmalı.

Güzelim kelimenin dünyaya geldiği andı:

Lefgeneral.

Yayınlandı: on Nisan 7, 2008 at 10:12 am Yorumlar (0)

Ha ha, ha kha

Arkadaşın birinden mail geldi. Dokunmadan koyuyorum alta:

I just watched a BBC World bulletin where, for what seemed to be a slip of the tongue, Nick Gowing pronounced the name of Hamas as Khamas.

Problem is Hamas is Hamas in Arabic and only Israelis pronounce it as Khamas.

For most Arabs watching that newscast, Nick equated himself with Israeli voices, damaging his credibility and that of his organization.

Such minor details are so critical for a suspicious audience given to believing conspiracy theories.

Yet another issue in cultural communication.

Nick’in ne kadar ne yanlısı olduğunu sabaha kadar tartışırız. Arkadaşın mailindeki örnek çok da önemli değil aslında da özde ciddi bir noktaya dikkat çekiyor: Farkında olmadan iletişim.

Yayınlandı: on Mart 28, 2008 at 2:12 pm Yorumlar (0)

Bakışa Bakışa Buluşmak

More than meets the eye.

Bu bir deyim. İnsan ya manasını bilir öyle çevirir ya da atar. DigiTurk’teki filmi çevirenler ikinci metodu benimsemiş görünüyorlar.

Göz görebildiğinin ötesi

gibi bir çeviri uydurmuşlar. Doğrusu ilk bakışta göze çarpmayabilecek şey olacak. Uzaklıkla alakası yok. Zahir ve batınla alakası var. Film adı çevirmek de mazeret olamaz. Zahirin Ötesi çok güzel bir film adı olabilir hem de cuk oturur yerine mesela.

Yayınlandı: on Aralık 29, 2007 at 2:36 pm Yorumlar (0)

El Comandante Lucido

Ahir ömründe hem de kardeşine maskara mı olmuş Fidel Castro yoksa yine bizim tercümanlar mı iş başında? Yoksa yoksa daha daha karışık bir durum mu var?

Fidel iyileşmekteymiş. NTV Radyo öyle diyor. Haber de kardeşi Raul’e atfen yazılmış. (Raul’ü sanki İngilizce bir kelime imiş gibi ‘rool’ diye telaffuz etmelerini başka bir bahar kınarız.)

Raul şöyle demiş olabilir mi ihtilal kahramanı abisi hakkında: “Durumu iyiye gidiyor. Düzeliyor. Akıl sağlığı da yerinde.” Deli değilmiş yani. Çok zor ama çok. Raul de olsa insanın komutan Fidel’e “akıl sağlığı yerinde” bile diyebilmesi için deli olması lazım.

NTV Radyo muhtemelen AA’dan almıştır haberi ama milli ajansımıza bakma şansım olmadı.

Biz de esoyşeytıd pires ajansına bakarız.

İngilizce metine bakarsak Raul, abisi için “has a full use of mental faculties” demiş. Zihni faaliyetleri yerinde manasına. Şimdi bunu alıp güncel Türkçe kullanma adına “akıl sağlığı yerinde” şeklinde çevirince ciddi bir anlam kayması oluyor. Zihni faaliyetleri yerinde olmayan adam muhtemelen hastanede bakım görmektedir. Akıl sağlığı yerinde olmayanı tımarhaneye koyarlar.

Eh, biraz gevşek çevrilmiş metin. Doğrusu AP metni de o şekilde bir yanlışa zemin hazırlamış. Tam ifade şu şekilde:

“healthier mentality, full use of his mental faculties with some small physical limitations.”

“Healthier mentality” için güzel bir çare bulmak zor. Yine de “zihin” üzerinden gitmek iyi olurdu.

Acaba İspanyolca’da nasıl ifade edilmiştir bu ifade?

Elimizin altında EFE bulunsa daha iyi olurdu ama yokluğunda AFP’nin İspanyolcası ile iktifa ediyoruz:

“una saludable mentalidad, pleno uso de las facultades mentales y algunas pequeñas limitaciones físicas, consecuencia del problema que padeció”

İngilizcesinden pek fark etmedi herhalde. Ama AFP’nin başlığında daha güzel bir ipucu var:

Fidel Castro lúcido

Şimdi iş biraz değişti. Komutanın şuuru yerine gelmiş. Meğer onu anlatmak istiyorlarmış. Lucido’yu “berrak” ile karşılamak ne güzel olurdu…

Yayınlandı: on Aralık 26, 2007 at 6:38 pm Yorumlar (1)

Écouter!

“Sağol” ile “sağolasın” arasında gerçekten çok fark var mı? Kendi dilimizi yorumlarken acaba yabancı dillerin etkisinde kalıyor muyuz?

Telefonun öbür ucunda bulunan ve herhalde son 30 senesini İngiltere’de geçirmiş muhataba “sağolasın” dediğimde aldığım mütereddit tepki bunları düşündürdü bana. “Sen de sağol” diye lafı bitirirken muhatabım sanki “ona ’sağolasın’ denmez ’sağol’ denir” diye bir nevi tashih yapıyordu.

On beş sene öncesine döndüm.

İngiltere’deki ilk günümdü.

Aslında İngiliz kültürüne hiç yabancı sayılmazdım. Günde on saatten fazla İngilizce radyo dinleye dinleye dünyaya büyük ölçüde Londra’dan bakmaya başladıktan epey seneler sonra varıyordum İngiltere’ye…

Lafı uzatmayayım, öyle kültür şoku filan geçirecek durumda değildim. Ya da ben öyle sanıyordum.

Her şey çok güzel gitti. Dil ya da kültür açısından hiçbir sorunla karşılaşacağa benzemiyordum. İşyerinin misafirhanesine varır varmaz ilk “hoş geldin” telefonunu aldım.

Arayan bir Türk arkadaş. Senelerdir orada yaşıyor. Çok güzel Türkçe konuşuyor. Zaten yayıncı. Bana iş yerine nasıl ulaşacağımı tarif edecek.

“Dinle!” diye başladı söze ve ben o noktada muhabbetten koptum.

Neyi dinleyecektim ve niye dinleyecektim?

Bana kim ne adına emir veriyordu ki?

“Dinle!” ha? Dinlemedim tabii ki. Zaten yolumu biliyordum.

Çoook sonraları bu “Dinle!”nin aslında pek de o kadar emredici bir ifade olmadığı anladım. Meğer “Bak sana ne diyeceğim” gibi gayettene yumuşak bir sözmüş! Aslında “Listen!” diyormuş.

Şimdi televizyonlarda her “Dinle!”yi duyduğumda aklıma bu hatıra geliyor.

Biz Türkler hâlâ birbirimize “Dinle!” demeden hitap ediyoruz. Dublaj yapan arkadaşlar da ısrarla bize bir şeyler “Dinle!”tmeye çalışıyorlar. Bir çay bardağı sirke içmişçesine midemdeki asitliği artırıyor bu.

Kıssadan hisse: Yazdığın her Türkçe metni aradan bir süre geçtikten sonra yeniden oku. Kendine doğal gelmeyen hiçbir ifadeye acıma.

Yayınlandı: on Aralık 17, 2007 at 9:44 am Yorumlar (0)

Hürriyet Gazetesinin Sikorsky Problemi

Sikorsky, Rusça bir ad. Muhacaret falan derken bir takım Ruslar Amerika’ya yerleşmişler, onlardan birinin adı da ünlü bir helikopter modeline isim olmuş. Yalnız bizim bir sıkıntımız var -herhalde ayıp olur diye- bu modelin adını bir türlü düzgün yazamıyoruz. Türkiye’nin bir numaralı gazetesi Hürriyet inatla bir harfi düşürüyor:

SKORSKYLER İŞ BAŞINDA
Şırnak’daki 23’üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı’ndan havalanan Skorsky helikopterler de Zaho’nun kuzey doğusunda bulunan Vansora bölgesine yöneldi.

Web ve Google çağında şöyle bir araştırıverip doğrusunu niye bulmuyorlar diye sormuyorum. O sorunun yok cevabı çünkü. Göz göre göre ne cesaretle bir harfi atıyorlar onu merak ediyorum.

Yayınlandı: on Kasım 14, 2007 at 7:29 am Yorumlar (0)
Tags:

Microsoft ve Türkçe

Aslında başlık Maykrosoft Türkçesi olacaktı da… Arama motorları çıktı mertlik bozuldu. Böylesi daha uygun düştü. Motor için, örümcek için.

Genelde bilgisayarıma Türkçe işletim sistemi kurmayı tercih etmiyorum. Sadece korkudan: Hani olur da günün birinde gerçekten kritik bir nokta karşıma çıkar da anlayamam, kalırım diye…

Tanıdığım pek çok kişi –seçenek varsa- işletim sistemlerinin İngilizcesini tercih ediyor. Yabancı dili pek o kadar kuvvetli olmayan bir tanesine dayanamayıp sordum: “Türkçen herhalde İngilizcenden daha kuvvetlidir; neden Türkçesini kullanmıyorsun?” Cevap çok basitti: “Türkçem gayet iyi de bu Türkçeden hiç anlamıyorum!”

Şimdi yani, tamam da…

İşin bir de eğlence boyutu var. İşletim sisteminin (ki İngilizce konuşuyor olsaydık the Operating System diyecektik ona) Türkçesini kullanmayanlar, eğlence tarafında ciddi bir kayıpla karşı karşıyalar.

Düşünsenize: Türkçesini kullanırsanız her an karşınıza sizi hafiften ama samimi şekilde gülümsetecek bir ifade çıkma ihtimali son derece yüksek.

Bunun böyle olduğunu Messenger yazılımını güncellediğimde anladım. İşte nasılsa, sistem kendisi bana Türkçe versiyonu tavsiye etti; ben de hep “Next” diye diye tıkladığım için düğmelere, pırıl pırıl Türkçe bir Messenger’a sahip oldum.

(more…)

Yayınlandı: on Mayıs 17, 2007 at 4:48 pm Yorumlar (0)

Burası London

Yiğidi öldürmeden de hakkını teslim etmek mümkün. BBC Türkçe, İngilizce’yi anlama ve Türkçe ifade konusunda Türkiye’deki değme medya kuruluşlarına taş çıkartır. BBC Türkçe’nin hataları genelde dil sürçmesinden kaynaklanır. Özellikle yapım ve çekim ekleri konusunda zaman zaman arızalar gözleyebilirsiniz. Herhalde senelerce İngiltere’de kalınca insan ana diline dair bazı içgüdüleri yitirebiliyor. Benim favorilerim arasında ‘deki’ yerine ‘de’ demeleri ve dahi isim tamlamalarını zaman zaman sıfat tamlamalarına çevirmeleri var. Türk askeri yerine Türk askerler demeleri gibi.

Bu akşamki sürç-i lisan ise nispeten hafif sıklette idi. Ukrayna’da siyasi ortam karışmış. Kavganın ortasında da ana yasa var. Herhalde BBC Türkçe’deki arkadaşların üzerinde çalıştığı İngilizce metinlerde ‘basic law’ diye bir söz geçmiş olacak ki ‘temel kanunlar’ gibi çeviresi olmuşlar. Aslında işin köküne inecek olursak ‘basic law’ tamı tamına ‘anayasa’ demek. Bizim Kanun-i Esasi’mizden Orta Şarklıların düsturuna kadar çeşitli dillerde kullanılan ifadelerin ‘basic law’a benzerliğine dikkat etmek gerek. Teknik olarak ‘basic law’ elbette anayasa kelimesinden daha geniş bir kavram içeriyor. Anayasa deyince ille de kodifiye edilmiş, yazıya, maddelere dökülmüş bir metin akla geliyor. Basic Law ise pekala örfi olabilir. Lakin acizane olsa İngilizce’de Basic Law gördüğü yeri derhal ve tamamen anayasa diye çevirirdi. Ne de olsa School of Edip Öymen ile komşuluğumuz var.

Yayınlandı: on Nisan 3, 2007 at 10:15 pm Yorumlar (0)

Şerefsiz Deşarj

Degajman ve planjon kelimeleri sizi ne kadar gerilere götürüyor?

Beni an az 70′lere, Orhan Ayhan’ın anlattığı maçlara kadar çekiyorlar da…

Neyse, bu deşarjın yeşil sahalarla hiç alakası yok. Askeriye’den ayrılma anlamındaki discharge kelimesi karşısına çıkmış tercüman arkadaşımızın. DigiTurk’te aksiyon dizisi. Bahriyeli bir astsubaydan bahsediyoruz. Adam ‘dishonorably discharge’ olmuş. Uzun lafın kısası deniz kuvvetlerinden atılmış. Lakin bilmeyince insan ve dahi araştırmayınca, gecenin espirisi gibi bir çeviri ortaya çıkmış: Şerefsizlikten dolayı ordudan çıkarılma. Bari ihraç falan deseydik. Genelkurmay karargahından belge çalanlara şerefsiz denir de her dishonorable discharge o derece şerefsiz olmayabilir hani. Hele hele adamı disipline çağırıp, ‘şerefsiz herif, seni ihraç ediyoruz; kaybol gözümüzden’ falan demiyorlardır herhal.

Yayınlandı: on Ekim 1, 2006 at 10:18 pm Yorumlar (0)